|
Unutulmadın,
Unutulmayacaksın!

Taraftarı olmadığım
bir kulübün, hiç tanımadığım bir taraftarı öldü. Ve ben çok üzüldüm.
Bolu cezaevindeydi. Çıkmasına daha aylar varken taraftar
forumlarında şafağı sayılmaya başlanmıştı. İnönü’nün müdavimlerinden
olan bir arkadaşımdan dinlemiştim hayat hikayesini. Çok sevmiştim
“Son Holigan” lakaplı bu tribün emekçisini. İçerden çıkar çıkmaz
röportaj yapmak istiyordum Mehmet Işıklar’la… Nam-ı diğer Optik
Başkanla.
Seçimlerde oy kullanmak için bir haftalığına memlekete gitmiştim.
İşte ne olduysa o hafta oldu. Özgürlüğüne kavuştuğunu işitemeden
geçirdiği kalp kriziyle göğe kanat açtığını öğrendim. Bana Optik
Başkan’ı sevdiren arkadaşım kısa bir mesaj atmıştı cepten.
“Son holigan da gitti görüyor musun, hayatı kim ters köşeye
yatıracak şimdi?”

Dededen Beşiktaşlı
1969 İstanbul Kadırga doğumlu Mehmet Işıklar. Babası Arap, annesi
Arnavut kökenli. Kendini bildi bileli Beşiktaş için olmuş deli.
Aşkının müsebbibi gençliğinde Beşiktaş’ın Taksim stadında oynanan
hiçbir maçını kaçırmayan dedesi. Dedesinin Mehmet’in üzerinde
bıraktığı etki ömür boyu silinmemiş, henüz 6 yaşındayken gittiği bir
maçla başlayan renk aşkı ise hiç eksilmemiş.
1974-75 sezonunda babasından yalvar yakar izin kopararak
dükkanlarının çırağı ile birlikte numaralıda izlediği ilk maçında,
Beşiktaş Trabzon’a yenilince küçük Mehmet başlamış ağlamaya.
Yanındaki koltukta maç boyunca cep kanyağı içip çikolata yiyen yaşlı
bir adam susması için Mehmet’e çikolata ikram etmiş ama nafile.
Mehmet ikramı geri çevirmese de gönlüne söz dinletememiş,
gözyaşlarını dindirememiş. Ta ki yaşlı adam Beşiktaş’ın büyük takım
olduğunu, bir sonraki maçı kazanacağını söyleyene kadar…
Ortaokulu Ortaköy Gaziosmanpaşa’da okurken Mehmet, tribünleri hiç
ihmal etmemiş. Kaşkolu boynunda, darbukası koynunda neredeyse her
maçına gitmiş Beşiktaş’ının. Sevilmek için sevmese, sevdiği kadar
sevilmişte. Tribünlerde adeta bir maskot haline gelmiş kalın siyah
çerçeveli, şişe dibi misali camları olan gözlüğüyle. O zamanda
nüktedanmış Beşiktaş tribünleri ve Mehmet’e ömrünün sonuna kadar
adının önünde taşıyacağı lakabı takmış: “Optik”

En Enteresan Öğrenci
Vakti zamanında aralarında ortaokul öğrencisi Mehmet’in de olduğu
tutkulu Beşiktaş taraftarları bazı maçlar öncesinde stat çevresinde
sabahlarlarmış. Mehmet’in annesi bu gecelerde telaş içinde oğlunu
arar, karşına çıkan taraftarlara bir hışımla “Mehmet’imi verin” diye
yakarırmış. O kadar insan içinde annesinin Mehmet’i, tribünlerin
Optik’i bulunur, kulağından çekilerek teslim edilirmiş annesine. Bir
daha böyle haylazlıklar yapmaması da sıkı sıkı tembihlenerek. Ama ne
fayda, “Optik” sevmiş bir kere. En fazla bir saat sonra tekrar evden
kaçarak katılırmış fanatik grupların eğlencesine.
Sabahlamayla sınırlı kalmazmış Beşiktaş’ı için yaptıkları.
Deplasmana kalkan otobüslerde usulca saklanırmış arka beşlinin
ardına. Tribün liderlerinden dayak yiyip evine gerisin geri
gönderilmemek için, otobüs az biraz yol aldığında çıkarmış ortaya.
Ortaokulu bitirince İstanbul’un gözde okullarından Kabataş Erkek
Lisesine kaydını yaptırmış ailesi biricik oğulları Mehmet’in. Lise
öğrencisi Mehmet ne yardan vazgeçmiş ne de serden. Beşiktaş’ını
içerde dışarıda desteklerken okulu da yarıda kesmemiş. Deplasman
maçları sonrası Pazartesi’yi pas geçse de, Salı’dan devam etmiş
öğrenciliğine.
Kabataş Erkek Lisesi yıllığında arkadaşları onu şöyle anlatıyor:
“343 Mehmet Işıklar
Mehmet Işıklar, belki de, Kabataş tarihinin gelmiş geçmiş en
enteresan öğrencisidir. Koyu bir B.J.K taraftarıdır. Deplasmanlarda
B.J.K’nın tüm maçlarına gider. Bu arkadaşımız pek zeki olmasına
karşın ders çalışmaz. Genellikle derslerde uyumayı sever.
Sınıfımızın en renkli simasıdır. Neşe kaynağıdır. İlerde iyi bir
ekonomist olacağına inandığımız bu arkadaşımıza yaşamında başarılar
diliyoruz.”
Vakitle birlikte tribünlerdeki etkinliği de ilerlemiş Optik’in.
Beşiktaş semtinde örgütlediği gençlerle birlikte Çarşı grubunu
kurduktan kısa bir süre sonra adı “Optik Başkan”a çıkmış. Böylece
çocukluğundan beri hayalini kurduğu tribün önderliğine de adım
atmış.

Galatasaray Lisesi Öğretmeni
Liseyi bitirince Mimar Sinan Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı
bölümünü kazanmış. İkinci sınıftayken ailesine Tarih okumak
istediğini söyleyip tekrardan üniversite sınavına girmiş.
Halihazırda bir üniversitede okuduğundan puanı düşürülse de derece
yaparak girmiş İstanbul Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne. Taziye
ziyaretine gittiğim ailesinden öğrendiğime göre sene kaybetmeden
birincilikle bitirmiş Üniversite’yi.
Tüm bunlar olurken Beşiktaş’ını yağmur çamur demeden içerde dışarıda
desteklediğini söylememe gerek var mı acaba?
Üniversite’yi bitirmesinin ardından bir ara akademisyenliği aklından
geçirse de lise öğretmenliğinde karar kılmış. Öğretmenlik öncesi
stajını ise kimselerin bilmesini istemediği bir yerde yapmış. Her
gün okula giriş ve çıkışlarda birileri görecek diye kaygı duyarmış.
Çünkü her gün gittiği lisenin adı Galatasaraymış!
Öğretmenlik stajını tamamladıktan sonra tayininin çıktığı Ankara
Çubuk’a tarih öğretmeni olarak gitmiş Optik. Çubuk Yatılı lisesinde
girdiği ilk derste kimin hangi takımı tuttuğunu öğrenip aklına not
etmiş. İki yıl sürdürdüğü öğretmenlik boyunca Galatasaray ve
Fenerbahçelilere hakkını, siyah beyaz renklere gönül verenlere ise
gönlünden kopanı yani bir not fazlasını vermiş Mehmet öğretmen.
Takım farkı gözetmeksizin de ihtiyacı olana cebindeki parasını.

Dayanamamış Hasretliğe
Bu iki sene boyunca ayrı düşmüş Beşiktaş’ından. Kimi zaman okuldaki
öğrencileriyle birlikte izlemeye gelse de aşkını, kesmemiş bu
gelmeler Optik Başkan’ı. Askerliğini İzmir’de tamamladıktan sonra
bir daha dönmemiş mesleğine. Ailesi “oğlum ilerde tayinin İstanbul’a
çıkar dese de” yetmemiş bu vaat, hasretinden çılgına dönen Mehmet’e.
Vurmuş kendini semtine. Serencebey’e, Balık pazarına, Köyiçine.
Sonrası yürek burkan, gözleri bir dolduran bir hikaye. Akılla değil
kalple yapılan bir tercihin bedeli. Öğretmenlikten eski mesleği
tribün liderliğine dönen yakışıklı bir holiganın meşum kaderi.
Ailesi üzülse de, tribünler ve belki de en çok başıboş hayvanlar
sevinmiş altın kalpli holiganın dönüşüne. Sahipsiz sokak köpeklerine
kimlik kartı çıkartan, onların karınlarını doyuran güzel bir
adammış. Ölmeden beş gün önce cezaevinden elinde iki küçük kediyle
çıkmış ve arkadaşlarının söylediğine göre evine gitmeden önce onlara
ev aramış Optik Başkan. Yalnız köpeklerin değil, durumu yettiğince
cebinde parası olmayan herkesin yardımına koşmuş “Son Holigan”.
Durumu daha iyi anlamak için gelin İnönü’de sık duyulan şu
tezahürata kulak verelim.
“Sabahtan beri hiçbir şey yemedik..
Karnımız acıktı bizim..
Optik Başkan bize yemek ısmarlasana...
Parasını alırsın sonra.”

Her Yanda Başka Bir Anı
Sol görüşlü olduğu herkesçe bilinen, Çarşı grubuna fikirleri ile yön
veren, sıradanlığı bile sıra dışı olan bu enteresan adamla İnönü’ye
yolu düşen herkesin neredeyse bir anısı var.
Kimisi, o dönem iskeleti Beşiktaş’ın as oyuncularından oluşan Türk
Milli Takımı’na karşı yedeklerle sahaya çıkan Beşiktaş’ı
desteklemesini anlatıyor, kimisi Kazan’ın önünde öfkeli kalabalık
tarafından tartaklanan Fenerbahçe formalı genci kurtarıp, cebinde
parası olmadığını öğrenince cebine para koyup taksiyle oradan
uzaklaştırışını.
Bu anılardan en ilginci “guybrush threepwood” adlı Ekşi Sözlük
yazarının yaşadığı.. Bu satırları Tempo Dergisinde Cem Dizdar da
yazmıştı. Ben de aynen aktarıyorum..
“Yıllar önce bir arkadaşımın, ‘Gel lan maça gidelim’ demesi ile
Beşiktaşlı olmadığım halde İnönü’ye gittim. Kapalıda güzel bir yere
konuşlandık. Önümde bir adam var. Belli sevilen biri, arkadan laf
atıyorlar, gelen selam seviyor, geçen selam veriyor. Koca bir ilk
yarı boyunca muhabbet ediyoruz. Futbolculardan başlayan muhabbetimiz
çok farklı konularda devam ediyor.İlk yarı sonuna doğru ‘Bir
zamanlar biz Alen’le iki kişi inletirdik bu stadı, şimdi on kişi var
beceremiyor’ deyince, anlıyorum amigolardan bir kendisi. Neyse yarı
bitiyor, ‘Kusura bakma arkadaşım, geliyorum birazdan’ diyor. O sıra
bir adam geliyor tribüne, kucağında 3-4 yaşlarında bir çocuk. Çocuk
siyah beyaz Beşiktaş armalı eşofman giymiş, kafasında Beşiktaş
armalı şapka, sırtında da bir Beşiktaş çantası. Yanakları ağlamaktan
al al olmuş, babasının kucağında. ‘Optik’i gören oldu mu?’ diye
sordu adam. O sıra anladım biraz önce muhabbet ettiğim adamdan
bahsettiğini.’Buradaydı ağabey’ dedim ‘Gelir birazdan’. Arkadan bir
sordu.’Hayrola ağabey?’ diye. ‘Ya evde seyredecektim maçı, başladı
ağlamaya çocuk,’Optik Optik’diye.. Kalktım maça getirdim’ dedi
adam.’Yok artık o kadar da değil’ diye düşündüm ben. Tesadüf, ölüm
haberini aldıktan sonraki ilk tepkim de aynı oldu. O çocuk belki
11-12 yaşında şu an ve belki en çok ağlıyor yine.” Yazısını ise şu
cümleyle bitirmiş ‘guybrush threepwood’:
“İkinci yarıyı, kucağında o çocukla izledi Optik”

Ve Hataları...
Hiç mi yanlış yapmamış peki Optik Mehmet ömrü hayatında, ne de olsa
bir amigo değil mi eninde sonunda, amma da abarttın ha diyenlere
vakti zamanında uyuşturucu kullandığını ve hapiste bu nedenle
yattığı söyleyeyim. Ayrıca Optik Başkan tribün kavgalarının zirve
yaptığı dönemde bir çok olaya da karışmış. Yakın arkadaşlarından
Ayhan Güner’in anlattığı bir anıyı nakledeyim.
“Bir gün barda oturuyoruz. Yanımıza emanet almamışız aniden baskın
yedik Fenerlilerden. Üzerine kılıçla gelen Fenerliye baktı. Bir
sağına elini attı, bir soluna elini attı baktı ki boş… Boynundaki
zinciri koparıp öyle meydan okudu elinde kılıçla gelen herife. Tam
bir efsaneydi. ”
Lakin yaptığı hatalara rağmen bu dünya da hoş bir seda bırakıp
gittiğini de eklemeden geçmeyelim. Her tribün emekçisini çapulcu
zannedenleri boş verelim ve Optik Başkan’dan incilerle yazıyı
bitirelim.
-Beşiktaş dışında özel hayatım yoktur.
-Sen babadan kalma miras değil, doğacak çocuğuma borcumsun, canım
Beşiktaş’ım!
-Ben Beşiktaş’ı Ali Veli için sevmiyorum, onların hepsi gidicidir
ama ben tribünde kalıcıyım
-Benim adım Optik Başkan on bin tane deplasmana gittim.
Hasılı kelam Allah taksiratını affetsin Optik Başkan.
Rahat uyu yufka yürekli Holigan

Taziye Ziyareti
Vefatının ardından Mehmet Işıklar’ın evine taziye ziyaretine gittim.
Ailesi keder içindeydi. Eski bir gazeteci olan babası Abdullah
Bey’in acısı yüzünden okunsa da metanetini korumayı başarıyordu.
Annesi de benzer bir haldeydi. Ablası Emine Hanım dahil tüm aile çok
bitkindi. Lakin hepsi birkaç gün önceki cenaze töreninde Mehmet’e
gösterilen sevgi nedeniyle müteşekkirdi. Cenaze’ye yüzlerce insanın
katıldığını ve etraftan geçenlerin cenazenin kime ait olduğunu merak
ettiğini gururla söylediler. Bir gün önce Beşiktaşlı futbolcuların
da baş sağlığına geldiğini belirttiler. Ben de cenazeye ÖDP Genel
Başkanı Ufuk Uras ile Beşiktaş eski başkanı Serdar Bilgili’nin
çelenk gönderdiğini söyledim kendilerine.
Ablası adli tıpta çalışan bir kimya mühendisi. Baş sağlığı için
gelenlere ikramda bulunuyordu kendisi. Babası ve annesi ile
konuşurken bana da eksik olmasın börek ve tatlı ikram etti.
Hayatımda ilk defa evladını kaybeden insanlar görmenin etkisiyle
önümdeki güç bela didiklerken annesi bana dönerek: “Oğlum çekinme
yesene, Mehmet çok cömert bir çocuktu, yemeni isterdi.” deyince
babası dayanamadı ve;
“Bir gün eve dönerken köşedeki bakkalın önünde gördüm Mehmet’i.
Elinde koca bir kaşar peyniri… Yanı başında hep beslediği sokak
kedilerinden bir tanesi.. O kadar yedirmiş ki kediye Mehmet, kedi ayakta
zor duruyordu. O ise hala beslemeye çabalıyordu “ diyerek bu hoş
anıyı nemli gözlerle anlattı.
Ben gördüklerin ve duyduklarım karşısında çok etkilenmiştim. Ne de
olsa hayatımda ilk kez evlat acısı çeken insanlarla yüz yüze
gelmiştim. Önümdekini zar zor bitirdikten sonra teşekkür edip,
müsaade istedim.
Buradan kederli ailesine tekrar baş sağlığı dilerim.
Mert Ezici - Futbol Extra

KUTSAL TOPRAKLARDAN,
KUTSAL DÜNYALARA...
Sen biliyormusun?
Seni ne kadar çok sevdiğini?
Hiç tahmin edebiliyor musun?
Haberin var mı tanımadığı insanların sana getirdiği başka insanları
nasıl kafasında yıllarca didik didik düşündüğünden?
Senin haberin bile yokken, ismini günde BİN kaç kez söylediğinden?
Sen çaresizken sana çare yaratabilme arayışından?
Evet!
Senin için korktu! Geride duramadı! Çünkü sana vereceklerine sınır
bile koymamıştı.
Sen giderken, onun da özgürlüğünü götürdün beraber gittiğiniz
yere...
Artık sen onunla bir'din. Başkaları kendiyle bir'ken.
Ama o Bir'likten cinnet doğmadı aranızda.
Çünkü senin yoluna esir olmuştu, yanına yoldaştı.
Sen sıcak yuvanda dinlenirken, o , sağanak yağmurun altında yorgun
kalakalmıştı.
Senin yıllarının izlerini , renklerinin sadeliğini taşıyan kaşkolu
hala boynundaydı.
Akaretlerdeydi o tabela. Kapısında 3 basamak, İçerisi buz.
Senin için orada üşümeye devam ediyordu.
Orada cebindeki tüm parayı çıkarıp tanımadığı küçük çocuklara
veriyordu da seni daha çok kişiye izlettirme hevesinden.
Sen bunlardan bihaberken, her yeni gün yepyeni hesapların içerisine
düşmüştü.
Son hesabı, buluşma gününüzdü. 1 ağustos 2007'i hayal ederek
yaşıyordu.
Sen buluşmanıza gelicektin, ama onun bu kez mazereti var!
Şimdi sen buna inanamayabilirsin, belki de ağlayabilirsin.
Ama ne olur başkalarına duyurma.
Sadece gururuna sarıl ve yaşa.
Çünkü o , sessizce gelip sessizce gitmelerin insanı.
Ama "ben Burdayım, senin için burdayım!" dediğini çok uzaklardan
duymuşsundur.
Doğru, belki de bu 5 kelime salladı Beşiktaşı bugün. Ki ne depremler
salladı da bu derece yıkıcı
olmadı.
Şimdi hem Beşiktaş, hem biz.
İlk defa sensiz...
Böyle gelecekse 1 Ağustos, gelmesin kalsın.
Ama şundan eminki
Bu kez beraber açacaksınız kanatlarınızı gökyüzüne.
Belki de ilk kez beraber uçacaksınız.
Ama sen!
Bizler için değil,
Sadece onun için saldır o gün!
Tribünler "Optik başkan için saldırın" diyerek inleyecek o gün!
En sessiz tezahuratımız bile düşmanlarının kulaklarında çınlayacak o
gün!
Çünkü SEN ve O herşeyinizle bunu hakediyorsunuz.
Murat Dedeoğlu

Her zaman takımımıza
destek olalım. Ne olursa olsun Beşiktaş’ın arkasında olduğumuzu
Beşiktaş’ı temsil edenlere inandıralım. Cümlelerinin karşılığını
dolu dolu vermek için bir ömrü Beşiktaş’a verdin Başkan
Küçük bebelerin kucağında maç izleyip de ağlamayı zırlamayı
kestiğine şahit olan tribün taşları açtı binbir kollarını sana
doğru, seni kucaklamak için sana doymak için 2 senenin her
saniyesinin hasretini sıkıp ter olup akıtmak için Beşiktaş’a. Evet
Beşiktaş’a; gençliğinin ve hayatının kalemini kırıp da verdiğin
Beşiktaş’a. Öyle bir iştir ki bu Ferhat la şirine aslı ile kereme
hayata küsme nedenidir senin sevdan. Uğruna yıllarca mesai
harcadığın, evlendiğin, gönül nikahı kıydığın Beşiktaş’ından ayrı
geçen 2 sene. Omuz omuza verilmiş kardeşlerinle durmadan dimdik
yürüdüğün Beşiktaş yolunda senin adamlığını örnek bilmiş binlerce
onbinlerce kartal yüreği. Hakkında bırak tribünümüzden rakip
tribünlerden bile tek kötü laf eden çıkmamıştır, edenin ya akli
dengesi bozuktur ya da mayası. 1974’lerde ilk maça girdiğin
heyecanın yüzünde yarattığı gülüştü sanırım her tribünde görüşümde
bana gülmen. Uğur olsun diye yaktığın sigaralarını takip ederdim
hep, nasılda kalbinden çıkardı dumanı, kaplardı o dumanın büyüsü
futbolcuları. Beşiktaş uğruna kalemi kırılmış bir hayat dedim ya
Başkan, Beşiktaş uğruna yakılmış okul yılları ve Beşiktaş uğruna
elinin tersiyle itilmiş bir öğretmenlik hayatı.
Ne bileyim ben başkan, ne sen sor ne ben söyleyeyim duyduğum saatten
beri kelime edemiyor, duyamıyorum, duymak istemiyorum. Senli
tribünün tadını dokusunu ve adamlığının nefesini koklamışlıktan
mıdır nedir sensizliğin korkusu sardı dört bir yanımı şimdiden. Tüm
umutlarım, duygularım, bilincim törpülendi. Bilinçaltında hala
senden kalma uğur sigaraları, hindi babalar, durumu olmayana yardım
etmeler karın doyurmalar ve en önemlisi senden miras kalan ve
herkesin istediği kadar almakta hür olduğu adamlığın miras kaldı
bilinçaltında.
Şimdi sensizlik zamanı. Geçici ayrılığında bile burkulan
yüreklerimiz ebedi ayrılığına nasıl dayanır bilinmez. Şimdi kim bize
sahilde bira ısmarlayacak, maç öncesi aç karnımızı doyuracak, kim
hindi baba çektirecek, uğur olsun diye Beşiktaş’ımıza kim yakacak o
malum dakikada sigarasını...
Gittin başkan bizi sensiz, biz başkansız, bizi Beşiktaş’la baş başa
bırakıp gittin. Gittin de ne oldu, şimdi kim Beşiktaş için ömrünün
kalemini kıracak.
Sokak köpekleri şimdi sensiz Başkan, sensiz, kimsesiz, aç ve biz
sensiz sokaklarda sokak köpekleriyle kucak kucağayız artık. Gittin,
çözülen yün yumağı, savrulan yapraklar gibi dağıttın gittin bizi
Başkan, Başkanım, Optik Başkanım bir kitaba başlar gibi, koşarken
yavaşlar gibi bir anda tökezledik hayat yolunda, vakitsiz bir
sonbahara yakalandık, yaz düşünde çok sarardık, yaza varmadan bir
adım daha bu gudubet Temmuz’da seni aldı Kartallar ülkesi, kıskandı
sevgimizi, inat yaparcasına Optik Başkan sen çok yaşa dememize,
Optik Başkan artık bizle yaşayacak hükmü geldi biz seni bilmesek
endişelenir, üzülür, kederlenirdik; ama biliriz ki eşsiz adamlığınla
ve sevginle biz geldiğimizde oraların Başkanı sen olacaksın tüm
gönülleri feth etmiş durumda, biz yine fenere söveceğiz, cimboma
giydireceğiz. Sensiz günlerimizde miras bıraktığın adamlığımızdan
ödün vermeden dimdik yürüyeceğiz, çizdiğin ve yürüdüğün yolda,
yalansız riyasız rantsız…
Kalbimizin Kral dairesi senindir her daim Optik Başkan, başkanım,
Mehmet abi, hocam, Mehmet hocam.
Gittin başkan, sessiz sitemsiz, diğer ölen arkadaşlar gibi sessiz
sitemsiz
Sana 1 maçı bile çok gören hayat umarım bu sene şampiyonluğumuzu
sana armağan eder, işte o gün mümkün olur bahsetmek adaletinden
dünyanın.
Gittiğin her yerde omuz omuza olacağız unutma başkan, gittiğin
diyarlarda da yankılanacak o kalpten gelen sesin yine...
Biiiir baba hindiiiii
Ömür Hıncal

Mehmet'imi verin
Geberiyorum diye haykırmak istersin ya kahrından, hani soğuk bir duş
alırsın ateşler içinde. Ve mazi film şeridi gibi geçer önünden.
Sonra gözünün kıyılarında yaşlar birikir fütursuzca. Ve titreme
gelir vücudunun her yanına. Bütün mazi, her hatıra bedenine saplanan
bir mermidir aslında. Kapatırsın gözlerini, delik deşik olmuşsundur.
En garibi de hiç kan akmaz vücudundan. İşte o koyar adama. Sevda
ambarlarının en dolusuydu. Ilıman motifli bir hasretin en ince
sesiydi belki de. Hoyrat geçen gecelerin yenilmez tribünlerinde
hepimizin optiğiydi. Gecenin sessiz karanlığını bir acıklı ses
bozardı bazen. "Mehmetimi verin." "Anne" derdik. "Bu kadar adam
içinde nereden bulalım şimdi 'Optik'i. Şeyy Mehmet'i." Sesimiz
titrerdi konuşurken. Çünkü Optik denmesini istemezdi oğluna. Tamam
anasının 'Mehmet'iydi ama bizim de biricik 'Optik'imizdi. Dünyamız
Beşiktaş etrafında dönerken, tam göbeğimizden canı canımızdan bir
edebiyat öğretmeni çıkartmanın gururunu taşıdık o dönemlerde. Optik
öğretmen olmuştu Ankara'da. Lakin Beşiktaşsızlık ona göre değildi.
İstanbul hasret, Beşiktaş gurbetti onun için. Ve döndü. Uzun bir
kitap gibi anlatmak ister aslında. Sayfa sayfa ağlarsınız. 'Optik
başkan' yine gitti. Duramadı durduk yerde ve yine siyahını seçti
Beşiktaş'ın. Ah be çocuk bugün sezonun merhabasındaydık. Hani hindi
baba vardı menüde. Hani omuz omuzaydık ya artık. Neyse... Ne 'Optik'
biter anlatmakla ne de onun için bu yazı.
Alen Markaryan

Yokluğunu Bile Umuda Ekledik
Lavlar püskürüyor sanki yüreğimden,bir dar sokağın kıyısından
koparıldın apansız,şen kahkahan düşüyor yorgun gecelerime.
Meydanlara koşuyorum belki varsın diye,gece feneri bir
elimde,diğerinde mum sesi,arıyorum seni karanlıklarda.
Susturmak için çığılğımı kuşatıyoru öfkemle.Dik başın gibi son
barikatın arrdında
kaldırıyorum yıldızları tutan yumruğumu.
Saksıdaki fesleğen bile hasret kaldı sana,ayın şavkı vuruyor tan
vakti bana emanet ettiğin resminin altındaki saza.Çok Özledik Be Abi
,diyor çocuklar,afiş yapmışlar emanetini.Sen simsiyah gecelerin
bembeyaz aydınlığı,son barikatın Işıkları,işte hayatınla ödedin
başkaldırmışlığını.
Ey doğa dostu,ey kimsesizlerin sahipsizlerin,insanın hayvanın
koruyanı...Dostum kardeşim sen de ö<zlüyormusun,sen de izliyırmusun
bizi.Son barikatın çelik yürekli tuğlaları mahzun olsa bile
şimdi,bilenen bir öfkenin sesi duyuluyor direnen Halkın Takımı
Yolcularının nefesinde.
Dolmabahçe yolları üşüyor sensiz,Barbaros yetim ve yine
sessiz,çaresizliğin solmuş yüzü geçici yenilgilerle sarsılsa
bile,zaman öfke soluyan koluyla inecek elbet mabedin yollarına.
Aşıladığın umudun ışığı,dağılan sizin ardından başgösterecek
bulutların arasından.Sessizliği atacak,savuracak tüm direnenler
gibi,Halkın Takımı Barikatını inşa edenler duyacak sesini.
Ey Beşiktaşlının sevdiği gözlerin sahibi,sevinçleri
çoşturan,kederleri dağıtan,Şerefbeyin son temsilcisi.
Çarpık gülüşlerde çoğalsada hain yürekler,onursuzluğun satılmışlığın
tacını giysede sahte önderler,dört bir yanı sarsa da sinsi
kurşinilikler,masmavi umut bulutlarından yürüyemesede bugün kızıl
zafer ateşleri,inan bize yürüyeceğiz söz verdiğimiz güzelliklere.
Beyazın tek rengi Karakartalın kanatlarında bize umudunun
selamını,hep birlikte konacağız Akaretler yokuşuna.
Sen soloyu seçtin tek kişilik ölümünle,bzise şimdilik çok sesli
korodayız,sinsi ay kuşansa da silahını tek haberimiz yeter,deriz ki
hep birlikte ona,bekle köşende bekle bizi,kızıl zaferlere
yürüyeceğimiz günlerimizi.
Selamın geçer karanlıktan bile,ulaşır bize.
Yeryüzü sevdalara mahkum oluncaya dek sürecek bu onurun kavgasında
yanımızdasın umudumuzsun..
Herşey yazdığım gibi Optiğim,yokluğunu bile umudumuza ekledik
işte,orada bile rahat yok sana.
Özer Özçetin

Yakışıklı holigana!
Optik Mehmet’e...
O mu hayata uymadı, hayat mı ona, bilinmez. Belki çok barışıktılar
ikisi de, bu hiç bilinmez.
Aykırıydı. Her aykırı gibi ‘dik’ti. Dikine giderdi, hep dikine...
Bir ‘Baba Hindi’ydi... Yaramaz bir çocuktu, külhaniydi...
Çoğumuz kadar yorgun, hepimiz kadar ayık, herkes kadar ‘uyanık’tı...
Kaya gibi sertti, pamuk şekeri kadar yumuşak...
Saygılıydı, efendiydi, kavgacıydı...
Selam verilmeden geçilecek biri değildi...
Ailesi için ‘oğulları Mehmet’, tribündekiler için ‘Optik Başkan’,
yaşıtları için ‘Optik Mehmet’, büyükleri için kısaca ‘Optik’ti...
Hayatla arasında kurduğu dili belki de en iyi tanımlayan, lakabıydı;
“Optik.”
Aynaydı... Mercekti... Işığın kırılması, ışığın yansımasıydı...
Son kez öldüğü gece konuşmuştuk, üniversiteden arkadaşımız Hayati
Kurt’un telefonundan...
İçerden çıkalı bir kaç gün olmuştu. “Geçmiş olsun” demiş, “Lig
başlamadan bir gece kafayı çekeriz” diye sözleşmiştik.
Ertesi günün öğleden sonrasında, Sait Faik’in adası Burgaz’da yatan
güzel gülüşlü kardeşim Reha Mağden’in ölümünün birinci yılında
mezarı başına gitmek için vapura binerken, Adnan’ın telefonuna geldi
Optik’in ölüm haberi.
Öyle olur ya, ilk anda inanamazsınız. Öyle de oldu. Önce şaşkınlık,
sonra keder...
“Her ölüm erkendir” ya, bu da çok erken oldu be Mehmet... Daha çok
maça gidecektik. Aşık Mahzuni diyordu ya “Kirvem bu yıl bu dağlarda
aman/Sensiz yazın tadı m’olur aman/Selamın niye kesildi/Bir selamın
adı m’olur aman...” Aynen öyle...
Yine de biliyoruz; “Ölümle yaşamı ayıran çizgi, siyahla beyazı
ayıramaz ki...”
Ona, ‘Optik Başkan’a, ‘Mor külhani’ Ece Ayhan’ın ‘Bakışsız bir kedi
kara’sıyla selam ederim...
penche.com’dan ‘gracchus’ koymuş siteye, sağolsun, ordan aldım...
Usul usul okuyun...
“Gelir dalgın bir cambaz/Geç saatlerin denizinden/Üfler
lambayı/Uzanır ağladığım yanıma/Danyal yalvaç için/Aşağıda bir kör
kadın/Hısım/Sayıklar bir dilde bilmediğim/Göğsünde ağır bir
kelebek/İçinde kırık çekmeceler/İçer içki Üzünç Teyze
tavanarasında/İşler gergef/İnsancıl okullardan kovgun/Geçer sokaktan
bakışsız bir/Kedi Kara/Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk/Kanatları
sığmamış/Bağırır Eskici Dede/Bir korsan gemisi! girmiş körfeze...”
Cem Dizdar

Optik Başkanımızın
yürüdüğü yolda, Beşiktaş haricinde hiçbirşeyi gözetmeden,
Tribün ve
Beşiktaş Mücadelemize devam edeceğiz.
Unutan da,
Unutturan da Namerttir!
forzabesiktas.com |